|
The Guardian:
"Türkiye’de dindarlar laikçilerden zulüm görüyor "
Amerika’nın prestijli
gazetelerinden The Guardian’da köşe yazarlığı yapan
gazeteci William Dalrymple, Türkiye ziyaretinden
sonra Mevlana Celaleddini Rumi ve Türkiye tarihi
hakkında köşesinde ilginç tesbitlere yer verdi.

William Dalrymple, “Kendi Yurdunda Garip ve Yasaklı:
Mevlana” başlıklı yazısında Türk devletinin gözünde
Mevlevilerin, sadece turist çekmek için
kullanılabilecek müze kültüründen başka bir şey
ifade etmediğini kaydetti. Dalrymple, Türkiye’de
sufilerin ve dindarların laik cumhuriyetçilerden
zulüm gördüğünü belirtti.
KENDİ VATANINDA NERDEYSE HİÇ
OKUNMUYOR
Mevlana’nın Türkiye’nin İç Anadolu Bölgesi’nde yaşamış ve eserlerini
orada yazmış olmasına rağmen kendi vatanında
neredeyse hiç okunmadığını ve eserlerinin modern
Türkçe’ye sadeleştirilmediğini kaydeden Dalrymple,
“Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Osmanlı döneminde
neredeyse yüz bin Mevlevi dervişi vardı” dedi.
1925 yılında Atatürk’ün modern, Batı kaynaklı laik bir devlet oluşturma
arzusu adına her türlü tarikatı yasakladığını
vurgulayan Dalrymple, şöyle devam etti: “Dinî
vakıflar askıya alındı ve malvarlıkları
kamulaştırıldı. Sufi zaviyeleri kapatıldı ve
içindekilere el konuldu. Bütün dinî ünvanlar ilga ve
dinî kıyafetler yasadışı ilan edildi. Türk
münevverleri batı klasikleri üzerinde çalışmaya
teşvik edilirken Mevlana’nın eserleri, müritlerinin
eserleri ile birlikte çürümeye terk edildi. 1937’de
de her türlü geleneksel müzik özellikle sufilerin
flüte benzeyen kamış neyini üflemek kanunla
yasaklandı.”
ALKOL, CUMHURİYETİN SİMGESİ
HALİNE GELDİ
“Türk devletinin gözünde Mevleviler, sadece turist çekmek için
kullanılabilecek müze kültüründen başka bir şey
değildir” diyen William Dalrymple, söz konusu
kültürün ise 60’lı yıllarda bir ABD’linin Konya’yı
ziyaretiyle başladığını söyledi. Mevlevilerin
Cumhuriyetin ilk yıllarında sema için her
toplandıklarında bir polis baskınına rağmen gözcülük
yapmak üzere sokağın her iki ucuna dervişler
diktiğini yazan Dalrymple, yazısında şunları
belirtti: “Sufiler, Mevlevi kimliklerini saklamak
için dolaplarında içki bulundururdu. Çünkü alkol
cumhuriyetin simgesi haline gelmişti. Bu sebeple
yetkililer ‘dindarların’ içebileceğine ihtimal
vermezlerdi. Polis baskın yaptığında şeyh daima içki
şişesini ortaya çıkarır ve sadece dostlarıyla küçük
bir alem yaptıklarını söylerdi. Türkiye’de sufiler
ülkenin nispeten kendi halinde olan dindarlarından
ziyade laik cumhuriyetçilerinden zarar görmektedir.
Günümüzde Mevleviler sadece turist çekmek amacıyla
kullanılıyor. Bu süreç 60’lı yılların ortalarında
Amerikan ordusunun üst düzey bir subay eşinin
Konya'ya gelmesi ve kendisine eşlik eden hükümet
görevlilerine dervişler hakkında sorular sormasıyla
başladı. Görevlileri bir telaş aldı. Belediye
başkanı çözüm olarak eski bir derviş buldu ve onu
mahalli basketbol takım elemanlarına nasıl sema
yapılacağını öğretmekle görevlendirdi. Kısa bir süre
içinde her yıl yabancı turistleri çekmek için Konya
Spor Salonu'nda “folklorik” bir festival
düzenlenmeye başlandı.”
kaynak:vakit
|